Yükleniyor

Haber

ERMENİ MESELESİ EMPERYALİZMİN SUÇUDUR ve ULUSLARARASI BİR YALANDIR...

23 April 2015 · GENEL MERKEZ
Değerli akademisyen-tarihçi-yazarımız Türkkaya Ataöv  25 Nisan 2010 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Köşe yazısında, "Ermeni Sorununda Emperyalizmin Suçu" başlığını kullanmış.Bugünlerde pek tartılan konuya ilişkin bu değerli yazıyı dikkatle okumakta fayda var...
rn
rn

20 Mart-20 Nisan arasını ABD’de “24 Nisan 1915’te gerçekten ne oldu?” ekseninde bir dizi konuşmalar yaparak geçirdim. Bu yazıda onu anlatacak değilim. Bilinmeyen ya da görmezden gelinen şu konuyu anımsatmak istiyorum: Ermeni sorununda emperyalizmin suçu.

Günümüz vuruşkan Ermenileri şu şaşırtmacayı yayıyorlar: Türkler cezalandırılmazsa, Ruanda benzeri soykırımlar yinelenir! Biz de şunun altını çizelim: Soykırım ırkçı emperyalizmin doğal sonucudur. Soykırım Ermenilere “Hıristiyan dininden ve Aryan ırkından olduğunuz için, Türklerden ve öteki Müslümanlardan üstünsünüz” diyerek onlara, silah ve para dahil, her türlü desteği verip üstümüze saldırtan ve ardından karşılıklı kanlı olaylar içine atan ırkçı emperyalizmin yok edilmesiyle son bulur. Bu, büyük insanlık suçunun baş sorumlusu emperyalizmdir.

Gelişmiş büyük sermayeci ülkelerin “böl ve yönet!” biçimindeki saldırı, işgal, etki alanı, ulusalcılıkla savaşım ve azınlıkları kullanma siyaseti bugünkü dünya sorunlarının da anasıdır. Örneğin, 54 devletli koca Afrika’ya kısaca bakalım: Kötü önderler, yeteneksizlik, çürümüşlük, kabilecilik ve içte kan dökmeler. Emperyalizmin çağdaş kuramcılarına göre, çözüm varlıklı ve uygar Batı’dan gelir. Yalan! Afrika dahil, Üçüncü Dünya emperyalizmin ektiği tohumların acı sonuçlarıyla baş etmeye çabalıyor. Bölücü emperyalizm kabileciliği destekledi; bağımsız Afrika devletlerinde uluslar bu nedenle oluşamıyor. “TC yurttaşına Türk denir” diyen eşsiz Atatürk ulusal çözümün anahtarını vermişti. Bugün, dış destekli Ermeni ve PKK dayatması Türkiye’yi Biafra Savaşı’na değin götürebilir.

Ruanda’da Hutular’ı önce Almanlar, sonra Fransızlar; Tutsiler’i önce Belçikalılar, sonra İngilizler desteklediler. Sonuç: Ruanda soykırımı. 1994’te bile Fransa’nın ve Cumhurbaşkanı Mitterand’ın parmağı vardı. Bayan Mitterand’ın Kuzey Irak’ta Barzani ile Talabani’ye neden arka çıktığını sanıyorsunuz? Ruanda’da, Nijerya’da ve Sudan’da (Atatürk’ün tasarladığı gibi) bir ulusçuluk oluşmamışsa, daha da öte, hiçbir Afrika ülkesi kendi geleceğini kendi çizemiyorsa, nedeni emperyalizmin yerleştirdiği altyapıdır. Emperyalizmin Afrika uzmanları sözde “kalkındırıcı sömürgeciliğe dönüşü” (!) bile öneriyorlar. Hesapta Osmanlı deneyiminden bizler ve tüm Ortadoğu için (yabancılara yarayacak) dersler çıkarmak da var.

Bir Amerikan Protestan din yayıcısı ile bir Ermeni papazın 1896’da Şikago’da basılan “Kanayan Ermenistan” adlı kitaplarında diyorlar ki: “Türkler birinci ve ikinci en iyi ırktan değildir. Türk ve Kürt kafese konması gereken hayvandır. Onlara hayvan derken köpek ve çakal benzeri yabanıl hayvanlardan özür dileriz.” Gobineua, Chamberlain, Rosenberg ve Sosyal Darwinciler gibi ırkçı kuramcılar Türkiye’de değil, Batı’da yetişti. Bugünkü Britanya kaynağı “Türkler daha orduya asker çağırırken Ermeniler Doğu’da 120.000 kişiyi boğazladılar” demiyor mu? Bu sayı daha bir başlangıçtı. Ermenilere para ve silah yağdıran Çarlık Rusyası bağımsız Ermenistan’ın değil, Doğu Anadolu’yu kendine katmanın peşindeydi; Fransa da Adana ve çevresinin. İngilizler de Ermenilerden alaylar kurdular, onları eğittiler.

Bugün, Haiti’de bile kökü geçmişte yatan bir ağlatı yaşanıyor. 12 Ocak’taki yer sarsıntısının sonuçları yalnız doğal bir olayın sonucu değildi. Büyük çoğunluğu yoksul olan Haitililer yıkılan konutlarının altında ezildiler. Gerçek neden onları bu yoksulluğa bağımlı kılan emperyalizmdi. ABD-destekli Duvalier hanedanı yabancılara düşük vergili, az işçi ücretli bir sömürü cenneti ve yoksullar cehennemi yarattı. Yer sarsıntısı deyip oraya bugün koca bir orduyla giren ABD yeni bir işgal gücüdür. Aynı ABD yakın geçmişte Etiyopya’yı komşusu Somali’ye saldırtarak orada kendine petrol vermeyen iktidarı devirtti. İzmir’e 15 Mayıs 1919’da Yunan askerini çıkartan da emperyalist Britanya’ydı. Portekiz Mozambik’ten ve Fransa Gine’den ve Madagaskar’dan çıkarken altyapıları yıkıp gittiler; 14 Eylül’de emperyalizmin arka çıktığı Ermenilerle Rumların İzmir’i yakmaları gibi. Belgeler ve kanıtlar gösteriyor ki, emperyalizm bugün de benzer amaçlar peşindedir.

Çözüm Batı’da o zaman da değildi, şimdi de değil. Hem Türkiye, hem Üçüncü Dünya için çözüm Atatürk’ün emperyalizm karşıtı direnişinde ve Altı Ok’a bağlı devrimciliğindedir. Ermeni sorunundaki ABD ve Fransız meclis kararları emperyalizmin suçunu gizlemek içindir. Bize düşen görev haklarımızı emperyalizme ve onun yerli uşaklarına karşı çıkarak kazanmaktır.

rn

..........................................

rn

Bu kıymetli yazıyı okuduktan sonra, Türk Tarih Kurumunun Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK e ait,

rn

TÜRK ERMENİ ANLAŞMAZLIĞININ SİYASİ KÖKENLERİ, TEHCİR VE DÖNÜŞ ÜZERİNE YAKLAŞIMLAR  başlıklı yazısını paylaşmak istiyoruz...Yazının tamamını okumak isteyenler üstteki linki tıklayabilirler...Biz sadece Sonuç bağlamını kullanmak istiyoruz.

rn

Sonuç yerine;

rn

20. yüzyılın üzerinde en çok spekülasyon yapılan olayının Ermenilerin savaş şartları gereği zorunlu geçici göç ettirmeleri olduğu açıktır. Bugün Türkiye’deki Ermeni sayısının 100.000’lerin altına düşmesinden hareketle, 1915 yılında Ermenilere soykırım veya etnik temizlik uygulandığını iddia etmek taraflı bir yaklaşımın ürünü olarak değerlendirilmelidir. Bilinçli yapılıyorsa bu durum tarihin saptırılmasından başka bir şey değildir. Ermenilerin kayıpları hakkında savaş yıllarında 600 bin ile başlayan ve şimdilerde 1,5 milyon olarak telaffuz edilen rakamların ne yazık ki İngiliz Propaganda dairesinin işine soyunanların halen var olduğunu göstermektedir. Halbuki o dönemde propaganda işini askerlik görevi olarak değerlendiren ve Türkleri karalamak için “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere yapılan Muamele 1915-1916” adlı eseri yazdığını söyleyen Arnold Toynbee’nin ta kendisidir. Hatıralarında 1915 tehcirini savaş şartlarında yapılması gereken bir güvenlik olayı olarak değerlendirirken ve yazdığı eserin bir savaş propagandası olduğunu söyleyen de Toynbe’dir. Ancak Ermeni diaspora tarihçileri ve Türkiye’deki okuyucuları, en azından bu olay söz konusu olduğunda yeni ve doğru tarihi belgeler ortaya çıkabileceğine ihtimal vermemektedirler. Bu önyargılı tutum, tarafların tarihle yüzleşmesini ne yazık ki geciktirmektedir. Bin yıldır birlikte yaşayan ve savaş sırasında ve sonrasında karşılıklı olarak birbirlerini belirli sayıda katleden bu halkın diyalog arayışları da tarihin bu derece tahrif edilmesi sebebiyle sonuçsuz kalmaktadır. Diyalog kurmak ancak her iki tarafın da tarihleriyle yüzleşmesi ile mümkündür. Eğer ortak bir tarihi görüş yoksa, uzlaşmanın asgari şartı tarihe tekrar ve yan yana bakmak olmalıdır. 

rn

Burada son olarakta,  Türk Tarih Kurumunun NEDEN SOYKIRIM DEĞİL başlıklı yazısını paylaşmak ihtiyacı var...Bu yazının başlığıda;

rn

NEDEN SOYKIRIM DEĞİL (Tamamı için Linke tıklayabilirsiniz)

rn

Soykırım (genoside), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :

rn

1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,

rn

2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,

rn

3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,

rn

4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,

rn

5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.

rn

Osmanlı Devleti’nin Ermenileri ihraç kararının ve uygulamasının, yukarıda tanımı yapılan “soykırım”a uyup uymadığını değerlendirmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..."

rn

1915'te meydana gelen iskân uygulamaları ve bu uygulama sırasında meydana gelen olaylar, yukarıdaki tanıma göre bir soykırım olarak adlandırılabilir mi ? Bu sorunun cevabını vermek için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı toplu imha hareketiyle, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere tehcir uygulamasını karşılaştırmak bizleri doğru sonuca götürecektir. Osmanlı Devleti ihraç ettiği Ermenilere nasıl bir uygulama yapmıştır ? :

rn

1- Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin belli bir coğrafyadakilerini nakletmiştir. Nakil, Osmanlı Devleti'ne karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamaktadır (Bkz. Harita 1).

rn

2- Nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir coğrafyaya göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evlere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir.

rn

3- Göçen Ermenilerin tüm ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafından "Muhacirîn tahsisatı"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanlar tehcir kapsamı dışında tutulmuştur.

rn

4- Göçe tabi tutulanlar, Nazilerin toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafından evler yapılması, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilâyetlerin belirlenerek, nüfus kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır.

rn

5- Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmuş, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları için izin verilmiştir. Konsolos raporlarına göre, bu yabancı sağlık mensuplarından bazıları bulaşıcı hastalık nedeniyle ölmüştür.

rn

6- Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş izni verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir.

rn

7- Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma görevlendirilmiş, suistimalde bulunan görevli ve halktan kimseler mahkeme edilerek cezalandırılmıştır.

rn

8- Zorunlu göçten kurtulmak için müslümanlığı kabul ettiğini söyleyenlerde göç ettirilmiş, fakat bir müslümanla evlenmiş kadınlar göçten muaf tutulmuştur. Bu gibilere, savaş sonrasında çıkarılan bir yasa ile, istedikleri takdirde eski dinlerine dönebilme imkânı tanınmıştır.

rn

9- Savaş, kuraklık, çekirge istilâsı, seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta Amerika olmak üzere çeşitli devletlerin yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmiş, bunlar tarafından Suriye’deki Ermenilere yardım edilmiştir (Bkz. Belge 11).

rn

10- Savaşın sona ermesiyle birlikte, devlet tarafından çıkarılan "geri dönüş kanunu" ile göçmenlerin evlerine dönmeleri sağlanmış, Ermeni Patrikhanesi’nin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür (Bkz. Belge 12).

rn

Evet yukarıda bahsedilen Belge 11'i dikkatlice okumamız halinde, zorunlu göçün henüz sona erdiği 3 Şubat 1915 tarihi itibariyle Suriye’de 500 bin Ermeni göçmenin mevcut olduğunu görüyoruz. Bu rakam, aslında bir milyon Ermeninin göç sırasında öldüğünü rapor eden bütün konsolos raporlarını yalanladığı gibi, Osmanlı Devleti’nin, muhtaç göçmenlere yardım için uluslararası kuruluşlara kamp kapılarını açtığını, dolayısıyla sadece Suriye'de 486 bin kişiye yardım edilmesine izin vermek suretiyle, Ermenileri imha düşüncesinde olmadığını ispat ediyor. Buna bağlı olarak, göç bölgelerindeki Ermenilerin belli bir kesiminin zorunlu göç kapsamına alınması, diğerlerinin evlerinde bırakılması, “etnik temizlik” veya "soykırım" iddialarını tümüyle ortadan kaldırıyor. Nitekim özellikle ülkenin İstanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe tabi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde yer alıyor. Ayrıca göç kapsamındakilerin topluca imha edilmesi gibi bir art niyetin olmadığını, göç edeceklere hazırlanmaları için süre verilmesi de gösteriyor. Hele hele göçe tabi tutulanların, gittikleri yerlerde, geldikleri şehirler de belirtilmek suretiyle, nüfus defterlerine kaydedilmelerinin emredilmesi, hayatlarını devam ettirebilmeleri için ziraate uygun bölgelere yerleştirilmelerinin istenmesi, imha düşüncesiyle bağdaşmıyor.

rn

Bütün bu saydıklarımızla, Nazi Almanyası'nda Yahudilere uygulanananlar arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu durumda 1915'te cereyan eden olayların soykırım olarak tanımlanması mümkün değildir. Nitekim soykırım olduğunu iddia edenler, bugüne kadar "soykırım"ı ispat edecek bir belge sunamamışlardır. Tezlerini kuvvetlendirebilmek için, Talat Paşa'ya atfedilen sahte telgraflar ortaya atmışlardır. Ancak bu telgraflar üzerinde yapılan incelemede, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin, o tarihte o vilâyette valilik yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa'nın imzasının sahte olduğu ortaya çıkmıştır.

rn

Soykırım iddiasında bulunanların en önemli açıklarından biri de, 1915'ten itibaren öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısının sürekli yükseltildiğidir. 600 binlerden başlayan rakamlar, günümüzde 1,5 milyona çıkarılmıştır. Halbuki, o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1,5 milyon olarak gösterilmekte, hattâ Ermeni Patrikhanesi bile 1,915,000 rakamını vermekteydi. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia Ormanian da Ermeni nüfusunu 1,895,400 olarak vermektedir. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Aşağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir :

rn


Kaynağın Yılı  Yazarı  Osmanlı Ermenileri 
 
1892  Vital Cuinet  1.475.011 
 
1896  Felix Weber  1.000.000 
 
1901  H. F. B. Lynch  1.325.246 
 
1901  Lodovic de Constenson  1.383.779 
 
1910  Encyclopedia Britannica  1.500.000 
 
1913  Ermeni Patrikhanesi  1.915.651 
 
1913  Lodovic de Constenson  1.400.000 
 
1914  Daniel Panzac  1.5-1.600.000 
 
1914  Justin McCarthy  1.698.303 
 
1914  Osmanlı nüfus sayımı  1.229.007 
 
1914  Stanford J. Shaw  1.294.851 
 
1914  David Magie  1.479.000 
 
1919  Dr. Lepsius  1.500.000 
 
1923  Claire Price  1.500.000 
 
1923  E. Alexander Powell  1.500.000

rn


Oysa ki, 1919 yılı itibariyle, Osmanlı topraklarından diğer ülkelere gerçekleşen göçlere rağmen, Amerikan arşiv belgelerinde bulunan ve Ermeni Patrikhanesi’nce, diğer ülkelere göçenler hariç, sadece Anadolu’daki evlerine geri dönenler 644,900 olarak verilmekte, bütün dünyadaki Osmanlı Ermenilerinin sayısı ise 1,200,000 olarak gösterilmektedir. Bu durumda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia edenlere şu soru sorulabilir. Ölen Ermenilerin toplu mezarları nerededir ? Zira her bir toplu mezarda 500 kişi olsa, 3,000 toplu mezar olması gerekirdi ki, Anadolu'nun her kazma vurulan yerinden toplu mezar çıkardı.

rn

Son olarak, savaşın sone ermesinden ve İstanbul’un İtilâf devletlerinin eline geçmesinden sonra, katliam iddialarına karşı Osmanlı Devleti, dört tarafsız ülkeye resmen başvurarak konuyu araştırmak için ikişer hukukçu talep etmiştir. İyi niyetle yapılmış bu talep, başvuru yapılan İspanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç tarafından reddedilmiştir. Aslında bu durum, o dönemde dahi sorunun siyasî olduğunu ve çözümün istenmediğini ortaya koymaktadır.

rn

 

rn

 

rnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrnrn
rn

 BELGE 1 
RUS ORDUSUNDAKİ ERMENİLER

rn

rn
rn

 BELGE 2 
FRANSIZLARIN ANADOLU PLÂNLARI

rn

rn
rn

 BELGE 3 
MUSA DAĞI ERMENİLERİ VE FRANSIZLAR

rn

rn
rn

 BELGE 4 
Yunanistan'ın 15 Bin Tüfek, 2 milyon mermi göndereceği

rn

rn
rn

 BELGE 5 
KAFİLELERİN KORUMA ALTINDA GÖNDERİLMELERİ

rn

rn
rn

 BELGE 6 
ERMENİLERİN GÖÇ ETTİRİLMESİNDEKİ GAYE VE
 

rn
rn

 BELGE 7/1 
GERİ DÖNÜŞ KARARNAMESİ

rn

 

rn
rn

 BELGE 7/2 
GERİ DÖNÜŞ KARARNAMESİ

rn

rn
rn

 BELGE 7/3 
GERİ DÖNÜŞ KARARNAMESİ

rn

rn
rn

 BELGE 8 
1915-1920 NÜFUS İSTATİSTİKLERİ VE TEHCİR

rn

rn
rn

 BELGE 9 
AMERİKAN MERSİN KONSOLOSUNUN RAPORU

rn

rn
rn

 BELGE 10 
BOGHOS NUBAR PAŞA'NIN FRANSA DIŞİŞLERİ

rn

rn
rn

BELGE 11 
SURİYE'DE AMERİKAN YARDIM KURULUŞLARININ

rn

rn
rn

 BELGE 12/1 
ERMENİ PATRİKHANESİNİN GERİ DÖNENLERLE

rn

rn
rn

 BELGE 12/2 
ERMENİ PATRİKHANESİNİN GERİ DÖNENLERLE

rn

rn
rn

 BELGE 12/3 
ERMENİ PATRİKHANESİNİN GERİ DÖNENLERLE

rn

rn
rn

 BELGE 12/4 
ERMENİ PATRİKHANESİNİN GERİ DÖNENLERLE

rn

rn
rn

 BELGE 13 
İNGİLİZ KARADENİZ ORDUSU İSTİHBARAT BİRİMİNİN

rn

rn
rn

 BELGE 14 
MAVİ KİTAP YAZARI ARNOLD TOYNBEE'NİN GÖREV

rn

rn
rn

 BELGE 15 
AMERİKA'YA GÖÇEN ERMENİLERLE İLGİLİ GEMİ

rn

rn
rn

 BELGE 16 
İSTANBUL İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİNE GÖRE 1921

rn

rn
rn

 HARİTA 1

rn

rn
rn