Haber
Büro İş Sendikası Haksızlıklara Baskılara Karşı Alanlarda
Büro İş Sendikası Genel Sekreteri Hasan Şenkaya ve diğer sendikalara üye beş kamu emekçisi, 5 Haziran 2013 tarihinde sendikalarının aldığı karar doğrultusunda iş bırakma eylemine katıldıkları için, memuriyetten men ceza önermesiyle, Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildiler. İzmir Adli Yargı Adalet Komisyon Başkanının sendikal hak kullanımı ile ilgili düşmanca tutumuna ve baskılara karşı 24.04.2014'te Bayraklı Adliyesi Sosyal Tesisler önünde 12:30 kitlesel basın açıklaması yaptı.
rnBirleşik Kamu İş Konfederasyonu Genel Örgütlenme Sekreteri, Eğitim Sekreteri, Büro İş Sendikası Genel Başkanı, Tüm Yerel-Sen Genel Mali Sekreteri ve Birleşik Kamu İş’e bağlı sendikaların yönetici ve üyelerinin katıldığı eylemde, Büro İş Sendikası Genel Başkanı Haydar ŞAHİNDOKUYUCU yaptığı basın açıklamasında özetle; “Adil olmayan bir adalet, adaletsizliğin ta kendisidir.
rnrn
Bu ülkede 28 Mayıs-30 Ağustos 2013 tarihleri arasında İçişleri Bakanlığı verilerine göre tam 80 ilimizde yaklaşık 2,5 milyon kişi; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, keyfi idare ve çağdaş demokrasilerde görmeye alışık olmadığımız ceberrut devlet anlayışına ve ölçüsüz polis şiddetine karşı hakkına, hukukuna, demokrasisine, Cumhuriyetine, her geçen gün biraz daha yitirmekte olduğumuz Türkiye’ye bir kez daha sahip çıkmak için meydanlara dökülmüş; “ben yaptım oldu” anlayışının kemikleşmiş simgesi kifayetsiz bir muhterisin hukuk tanımaz doğrudan emir ve talimatları ile artan kaos ve şiddet ortamında meydana gelen olaylarda 7 evladımız yaşamını yitirmiştir.
rnrn
Yaşanan süreçte binlerce kişi gözaltına alınmış, onbinden fazla insanımız çeşitli yerlerinden yaralanmışlardır. Yaralanmaların büyük bölümü gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu meydana gelmiştir. Bu da emniyet güçlerinin orantısız ve ölçüsüz şekilde görev yaptıklarını ortaya koymaktadır. Ekmek almak için evden çıkan Berkin Elvan kardeşimiz de henüz çok kısa bir süre önce 269 gün süren yaşam mücadelesini kaybetmiş, bir inat uğruna gencecik yaşında solan evlatlarımızdan bir diğeri olmuştur.
rnrn
Yitirdiğimiz onca cana rağmen şiddetten beslenen ve akan kandan zerre kadar mesuliyet duymayıp kendi ülkesine, kendi halkına karşı savaş ilan edenler ne yazık ki zerre kadar üzüntü duymayıp, seçim meydanlarında 14 yaşında girdiği komadan 15 yaşında çıkan evlatlarımızın analarını yuhlatmakta da herhangi bir beis görmemişlerdir.
rnrn
Ülkemiz için, milletimiz için en acı tablo; böylesi bir acı karşısında siyasi istikbâl hesapları içerisinde, en ufak bir vicdan kırıntısından nasipsiz, insani histen mahrum, karanlık odakların bütün bunlar karşısında ellerini kollarını sallayarak şu güzel ülkenin güzel insanları arasında bütün çirkinliklerine rağmen barınabilmeleridir.
rnrn
Sendikamız Büro-İş, olayların başladığı günden bugüne kadar hem sağduyu sahibi halkımıza, hem de başta kolluk güçleri olmak üzere bütün kamu güç ve otoritesine itidalli davranma çağrısında bulunmuş; siyasi iktidara da “İktidar bu ülkede demokrasiden mi, yoksa tiranlıktan yana mı olduğu konusunda artık seçimini yapmalıdır." diyerek defalarca seslenmiştir. Ne var ki 269 gün süren yaşam savaşını yitiren gencecik evladımız toprağa verilirken de, bugün 1 Mayıs öncesinde de Taksim Meydan konusunda yaşananlar da göstermektedir ki siyasi iktidarın en büyük kavgası kendi milleti iledir.
rnrn
Bizler siyasi iktidarı hukuka saygı duymaya, hukuku ve adaleti örselememeye, yargının üzerinde baskı kurmamaya davet ettikçe, bizler siyasi iktidarı sorumlu davranmaya davet ettikçe, “hukukun bittiği yerde kaos hüküm sürer” diyerek haykırdıkça, “hukuk bir gün herkese lazım olur” dedikçe, “adil olmayan bir adalet, adaletsizliğin ta kendisidir” dedikçe, demokratik haklara ve özgürlüklere bağlı kalınmasını yasal ve meşru yollardan dile getirdikçe üzülerek görmekteyiz ki siyasi iktidar ülkeyi daha büyük bir karanlığa, baskının, sansürün, sürgünün hüküm sürdüğü bir açmaza doğru sürüklemektedir.
rnrn
Hukukun, demokrasinin, sivil toplumun, adalet ve eşitliğin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyük acılar, büyük mücadeleler sonucu elde ettiği bir asra yaklaşan medeni ve çağdaş kazanımlarının bir bütün olarak bugün için siyasi iktidar çevrelerinde çok fazla karşılık bulamadığını, yaşadığımız günler bizlere bir kez daha göstermektedir.
rnrn
Sadece Mayıs ayından bu yana, yeni HSYK Yasası ile yüzlerce hâkim ve savcı görevlerinden uzaklaştırılmış; başta yolsuzluk iddiaları olmak üzere siyasi iktidarı zora sokabilecek konuların önüne geçebilmek için onbinlerce emniyet mensubu görevden alınmış; basına ve medyaya, sosyal medya da dahil olmak üzere görülmemiş sansür uygulamaları getiren düzenlemeler meclisten alelacele geçirilmiş; siyasi iktidarın eylem ve icraatlarına, demokratik hak ve özgürlüklere açıkça müdahale anlamını taşıyan faaliyetlerine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, ülkemizin onaylayarak kabul ettiği uluslararası sözleşme ve antlaşmaların güvencesinde olarak tamamen fikir ve ifade özgürlüğü kapsamında herhangi bir olumsuz beyanda ya da sadece imada bulunan binlerce kamu emekçisi hakkında akıl almaz suçlamalarla disiplin soruşturmaları açılmış, pek çok kamu emekçisi disiplin cezaları ile cezalandırılmış, yine pek çoğu hakkında kamu davaları açılmıştır.
rnrn
Bu karanlık süreçte, toplumun bizatihi kendisi gibi toplumun ve demokrasinin kılcal damarları olan sivil toplum örgütleri, sendikalar ve konfederasyonlar da süreçten paylarına düşeni almışlar ve gerek kurumsal olarak sendika ve konfederasyonlar ve gerekse bireysel olarak sendika üyeleri olan kamu emekçileri büyük baskılara maruz bırakılmışlardır.
rnrn
Ne var ki bütün bunlar sadece başlangıçtır. Demokrasiyi hedefe varıncaya dek binilen tramvay, hukuku şahsi istikbâl heveslerinin bir aracı haline getirenler her zaman için var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bütün bu tablo karşısında ülkemizin tüm aydınlık insanlarına, emeği ve alınteri için, demokrasisi ve özgürlüğü için, Cumhuriyeti ve kazanımları için yaşamı pahasına mücadele veren kamu emekçilerine düşen; inadına hak inadına adalet mücadelesi yapmaktır.
rnrn
5 Haziran 2013 tarihinde sendikamız Büro-İş tarafından ülke çapında düzenlenen etkinliğe katılan İzmir Adliyesi’nde görev yapan arkadaşlarımız ve diğer sendikalara bağlı olarak kendi sendikalarının düzenledikleri eylem ve etkinliklere iştirak eden emekçi arkadaşlarımızın Adli Yargı Adalet Komisyonu tarafından başlatılan disiplin soruşturması kapsamında kapsamlı muhakkik raporuna rağmen devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmaları istenmektedir.
rnrn
Adli Yargı Adalet Komisyonu tarafından istenen cezanın bir hukuk devleti olduğu artık sadece Anayasasında bir yazıdan ibaret olan Türkiye’de, bir şaka olarak dahi gündeme gelmesi bu ülkenin hukuk sisteminin ve hukukçularının geldiği nokta itibariyle tam anlamıyla içler acısı bir durumdur..
rnrn
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, ülkemizin onaylayarak kabul ettiği uluslararası sözleşme ve antlaşmaların karşısında kamu görevlilerinin üyesi oldukları sendikaların ve bağlı bulunduğu konfederasyonların yetkili kurullarınca alınan karar doğrultusunda eyleme katılmaları sendikal faaliyet kapsamında olup; özürsüz ve mazeretsiz olarak işe gelmemek fiiline dahi vücut vermemektedir ve devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi de söz konusu dahi olamaz.
rnrn
Danıştay 12. Dairesinin 2001/3307 E, 2001/4415 K sayılı kararında da üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak bir gün göreve gelmemek eylemini gerçekleştiren personelin sendikal faaliyet kapsamında bir gün süreyle göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği doğrultusunda karar verilmiştir.
rnrn
Görüldüğü üzere kamu görevlilerinin, üyesi oldukları sendikaların yetkili kurullarının aldığı karar doğrultusunda hareket etmeleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, usulüne uygun olarak yürürlüğe giren uluslararası sözleşme ve anlaşmalar, Anayasa ve yerleşik yargı kararları ile de açıkça tanınmıştır.
rnrn
Sonuç olarak Anayasamız, 87 ve 151 sayılı ILO sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesi, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının 28. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kararları, başta 1999/44 sayılı Başbakanlık Genelgesi olmak üzere genelgeler ile yerleşik yargı kararları çerçevesinde üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarının almış olduğu karara uygun davranan sendika üyeleri hakkında herhangi bir ceza verilemez.
rnrn
Aksi bir durum açıkça Anayasaya ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme ve antlaşmalara aykırı olduğu gibi aynı zamanda sendikal hak ve hürriyetlere yönelik ihlal mahiyetindedir ve ceza kanunlarımıza göre de suçtur.
rnrn
Hiçbir kimse ya da kurumun kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı açıktır. Anayasanın ve mevzuatımızın, uluslararası sözleşme ve antlaşmaların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ve yerleşik yargı kararlarının açıkça ihlali mahiyetindeki Adli Yargı sözde Adalet Komisyonunun kararı altında imzası bulunan komisyon üyeleri hakkında sendikamız BÜRO-İŞ, görevi kötüye kullanma ve sendikal hakların kullanımının engellenmesi suçundan suç duyurusunda bulunmuş ve ayrıca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na da adı geçen ilgililer hakkında müracaatta bulunulmuştur.
rnrn
Buradan Kamuoyuna sesleniyor ve Türkiye de artık bir hukuk devletinden bahsedilemeyeceğinin altını çiziyor; Yargıda evrensel hukuktan demokratik birikimden yoksun anlayışa karşı Kral çıplak diyoruz. Bir kez daha haykırıyoruz; Yargı çalışanlarını artık susturamazsınız. BÜRO-İŞ SENDİKASI; emekten ve alın terinden aldığı güçle, tüm kamu emekçilerinin hakkını ve hukukunu her platformda sonuna kadar korumaya var gücüyle devam edecektir”
rnrn
Eylemde; “Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, Direne Direne Kazanacağız, Faşizme Karşı Omuz Omuza, Yaşasın Onurlu Mücadelemiz, Baskılar, Sürgünler, Bizi Yıldıramaz” sloganlarının atıldığı eylem, Birleşik Kamu İş Genel Örgütlenme Sekreteri Hasan KÜTÜK’ün yaptığı destek konuşması ile sona erdi.
rnrn
NOT: Haberin linkini adres çubuğuna kopyalayıp yapıştırarak haberin orjinal halini görebilirsiniz
rnrn
Link:http://www.egedeses.com/haber-14032-haksizliklara_baskilara_karsi_alanlarda.html